Korkmayın açık denizlerde sizi batıracak dalga yoktur. Sığ sulardır hep bir tekneyi alaşağı eden. Kaybolmaktır en kötüsü denizlerde, fenerlere güvenin. Buyrun deyin lafınızı, lafla yürüsün peynir gemileri bu kez.





KAPI-3

>> 8 Ekim 2008 Çarşamba

KABULLENME

“Daha geçen gün bir anneye rastlamıştım. Bir yıl dedi. Bir yıl dayanabildim. Baktım ki çıldırmak üzereyim çocuğumu anneme bırakıp işime geri döndüm. Benim kızım bakıma muhtaç bir özürlü. 11 yıl oldu. Çok küçük ilerlemeler oluyor, ama ben artık neyi hedeflediğimizi bile unuttum. Artık onun bu terapiler ve eğitimlerle acı çekmesini istemiyorum. Ben tedaviyi reddediyorum”. “Biraz daha deneseydiniz. Ama tabi yine de siz bilirsiniz. Umudunuzu yitirmeyin”. Merkez sorumlusunun yüzü allak bullak oldu.

“Umudumu yitirmiyorum, sadece olmayacak şeyleri umud etmekten vazgeçiyorum. Çocuğumun fizyoterepisti, eğitimcisi bakıcısı değil, onun sadece annesi olmak istiyorum artık. Ve inanın bu beni onun yürümesinden daha mutlu edecek. Kızımı da. Tedavilerle uğraşırken onunla nasıl yaşayacağımı unuttum. Anneliği unuttum. Ben uyum sağlamak istemiyorum artık. Dışarıdakiler bize uyum sağlasın”.

İçinde üzüntü, yüzünde rahatlamayla dışarı çıkmak üzere ayağa kalktı.

“Of Allahım 11 yıl oldu. Hala yürümüyor bu çocuk. İlla inat yapacak. Yürüyebiliyor terapide halbuki. Geçen sene arabamızı sattık onun yüzünden. Kocam da ne kadar anlayışsız. Nerdeyse boşanacağız. Bu merkeze yakın bir yere taşınalım dedim kıyametleri kopardı. Anlaşamıyoruz onunla”.

“Mert dik dur. Adım at. Hadi annecim adım at”. Mert gözlüklerinin üstünden etrafına bakındı, adım atmadı bekledi, bekledi. “İstemiyorum. Yürümek istemiyorum. Yorgunum”. “Mert beni sinir hastası ettin. Yürüsene oğlum. Okulun bahçesinde koşabilmek için önce yürümen gerekiyor. Yoksa top oynayamazsın”.

“Zaten tüp bebekti Mert. İkinciyi de yapamayız.Polis olmak istiyor babası gibi. Oğlum çok akıllı, okulda yaşıtları gibi nerdeyse, biraz tabi biz destek oluyoruz ama olsun. Yaşıtları gibi olabilir. Zaten onlardan pek de bir farkı yok ki. Bir yürüse. Az kaldı ama. Terapiye cevap veriyor. Çaresizim başka ne yapabilirim. Onun normal bir hayat sürebilmesi yapabileceğim başka bir şey yok. Ama ne kadar normal olacak kimse bana bunu söylemiyor.”

Kadının üzüntüsü o kadar derinleşmişti ki artık onu hissedemez olmuştu. Oysa baktığınızda hüznünün sadece yüzünü değil bütün vucudunu da kapladığını fark ederdiniz. İçeri girmek için çocuğuyla birlikte adım attı.

İki kadın kapıda karşılaştı. Hayatı ağır çekim yaşamayı çoktan öğrenmişlerdi. Kalabalığın ortasında kocaman iki yalnızlık, gülümseyerek birbirlerine yol verdi.

10 yorum:

özlem demirçi 8 Ekim 2008 23:59  

“Umudumu yitirmiyorum, sadece olmayacak şeyleri umud etmekten vazgeçiyorum." bu cümle işte bu cümle yakaladı...yapıştı bi an içime....ne söylesem boş olacak..herkesin acısı ayrıdır ve hepside tarifsizdir...sustum...ellerine, yüreğine emeğine sağlık....

gülce 9 Ekim 2008 00:14  

acıdan kaçmaya çalışırız genelde ama acı çekmek iyi bir şeydir özlem. Yoksa sahip olduklarının kıymetini bilemezsin. Acı insanı mutluluğa hazırlar. Bunu yaşamadan realiteyi kabullenemezsin. Hayatın akışına bırakamazsın kendini. Sağol yorumun için. Sevgiler.

güzaltı 9 Ekim 2008 00:17  

sözümün bittiği çok zamanlar yaşadım..yaşlandım..ama şimdi söz fakiri kaldım...mümkün olsa içimin resmini koyardım yazının altına...

gülce 9 Ekim 2008 10:37  

yazıların içini resmediyor zaten. o amazon kadınıyla kaneviçe işli yataklara yapışan kalbi bir arada tutmak. yazılarını şiirlerini büyük zevkle okuyorum. Sevgiler.

beenmaya 9 Ekim 2008 10:43  

yaşayabilmek,gerçekten adını koyabilmek için bilmek gerek. iyinin, güzelin, mutluluğun yanısıra acıyı da...ve ben gerçekten gördüğü, bildiği için gerçekten yaşayan bir kadın görüyorum bu satırlarda. umarım yaşanan bundan sonrasına dair hep iyi ve güzel olur...

Haşim Arıkan 9 Ekim 2008 12:37  

Biliyor musunuz bence bizim onlara yoğun olarak hissettirdiğimiz beklentilerimiz onlar üzerinde öyle ağır baskılar oluşturuyor ki. Bu baskı sorunu kalıcı hale getirebiliyor. Bizler mevcut durumu kabul edip rahatladığımızda onlar da rahatlıyor. Çogu zaman bu noktada orta da sorun da kalmıyor. Çevremde bu tip örnekleri öyle çok duyuyorum ki. Sevgilerimle:))

Adsız 11 Ekim 2008 15:44  

sabahları uyandığımda oğluma bakıyorum aslında pekte sabahlara uyandığımız söylenemz ya...merhaba oğlum günaydın...belki bir kaç sene öncesi için ızdırap dolu günlere merhaba diyorduk beraber ama şimdi..."kabullenmek" ne derin ve ağır bir fiil...oğlum 13 yaşında bu vakte kadar ağzından tek kelime çıkmadı...hiç bir gün akranları gibi parka gidip bisiklet sürmedi...ya da anne şunu istiyorum diyemedi VE KABULLENDİM ASLA DA DİYEMEYECEK.


sizi okurken her satırda oğlumu ve kendimi okudum...gencecik tenim saçlarım yüzüm ellerim geldi aklıma ve oğlum...şimdiyse hüzne ve yaşanmış onca hadiseye feda ettiklerim.

oğlumun annesiyim artık onun dayanağı yada yardımsı değil sadece ANNESİYİM.

gülce 12 Ekim 2008 01:17  

Ne mutlu size ve oğlunuza. Yaşadığımız hüznün ve feda ettiğimiz onca şeyin boşa gitmediğine inanıyorum. Çocuklarımızı da bizi de mutlu etmenin, hayata dahil etmenin yollarını arıyorduk sanırım. oğlunuzu öpüyorum. sevgiler.

gülce 12 Ekim 2008 01:17  
Bu yorum yazar tarafından silindi.
Adsız 13 Ekim 2008 16:58  

inancımız ne olursa olsun bizim kızlarımızın ve oğlullarımızın bizlere bu yaşamda birer mükafat olduğunu da kabul etmeliyiz.asla bir ceza değil bir mükafat hepsi...

önceki yorumunuzu okumadan, alelacele yazdım size.
acılarımız diyorunuz Sevgili Gülce...
evet acılarımız.yaşamdaki en iyi eğitmendir kendileri.hiç bir varklıtan onunkiler kadar sağlam deneyimler kazanamazsınız.çok çay içmişliğim var kendileriyle.:)

ve iyikide acılarım var..tartsam kendimi bir ben birde acılarım ağırlık yapar...

iyiki de varlar..olmasalardı ne sabretmeyi öğrenebilirdim ne de kıymet bilmeyi.

diplerde

*Hayatın seni savurduğu yer, senin savrulmak istediğin yer olmayabilir. Dur ve bak; "buraya nasıl geldim"

*dünya batıyor iyi tutun, güneşle tek başına bırakacak seni.(haiku)


İzleyiciler

  © Blogger template Romantico by Ourblogtemplates.com 2008

Back to TOP