Korkmayın açık denizlerde sizi batıracak dalga yoktur. Sığ sulardır hep bir tekneyi alaşağı eden. Kaybolmaktır en kötüsü denizlerde, fenerlere güvenin. Buyrun deyin lafınızı, lafla yürüsün peynir gemileri bu kez.





Halbuki Herkes Kadar......

>> 7 Ekim 2008 Salı

Halbuki herkes kadar insanmışız işte....

Var zannettiğimiz yüreğimiz aklımızın bir yanılsamasıymış...Aklımızsa birilerinin yarattığı basit algılamalar sistemi toplamıymış...

Herkes kadar yaralarımız varmış hayata ve yaralarımızın mütemadiyen koparılan kabukları...

Bazen bir el uzanmış karanlıkta ki elimizi tutmaya, bazense daha da karanlığa itmek için uzanmış o el bizim karanlığımıza...Herkes kadarmışız işte.....

Bazen en büyük acılar bizim zannetmişiz çaresizce kendimizi çarparken duvarlara, bazen de mutluluklarımızı sonsuz yaşamışız, son hesabı yapmadan.....

Kapılar olmuş hayatımızda. Ve her kapının ardında bir hayat...Bir çaba...Bir insan....Bazen kapılar kendiliğinden açılmış önümüzde , bazen biz açmışız kapıları olan gücümüzle, bazen de kapılar taş duvar.... Kimisinin içi kapının ihtişamı gibi, kimisinin kapısı ihtişamlı içi boş gibi, kimisinin kendi viran ama içi saray gibi...

Arada kendimiz girmişiz ardına kadar açılan kapılardan, arada birileri çekmiş bizi içeri...Bazen de zorlamışız asla giremeyeceğimiz kapıları...

Sonuç...Gitme vakti geldiğinde ayrılmışız oradan, ruhumuzun göç vakitlerinde... Bazen vakitsiz, korkarak....Bazen de atılmışız kapıların ardındaki hayatlardan...

Eşiklerimiz olmuş hiç aşamadığımız...

Halbuki ne korkakmışız içeri girmeye ne de cesur...Öyle arada bir yerde işte....

İnsanlığımızı büyük zannetmişiz, tanımadığımız kapıların kenarlarındaki gözlerin hayat acılarını duyarken...Bilmediğimiz coğrafyalarda yolculuklara çıkmışız o gözlerin izdüşümlerinde....Ama gelmemiş elden bir şey...

Herkes kadar insanmışız işte...

Yolları sevmişiz sonu olmayan, bekleyeni kalmayan yolları...Bazen düşünmeden sonumuzu biz vurmuşuz yollara...Bazen de kalmışız ve beklemişiz hep başlangıç noktasında....Halbuki gidende acı çekmiş, kalan da...

Oyunlar oynamışız yaş denen beden ölürken...Bazen mutlu, bazen mutsuz sonlu...İnanmak istemişiz hayata, dostlara, akımlara, aşka, dünyaya ama ve aslında en çok da kendimize...

Yasak olanı sevmişiz hep, girme denilen kapılardan girmişiz, geçme denilen yollardan geçmişiz....Kendimizi döke döke, kendimize kata kata....

Herkes kadar insanmışız işte...

Halbuki...

Yaşam bir kısır döngüymüş, sunulan hayatsa bir hücre...Hücreler etrafımızda çepeçevre...Bazen coşmuşuz da duvarlarımızı yıkmaya kalkmışız, bazen de yıkılan duvarların altında......

Arada bir can kırıklıklarımıza dayanamayacağımızı sanmışız da başkalarının onulmaz can kırıklarını gördükçe çektiğimiz acılardan utanmışız...Acılardan utanmamayı öğrenememişiz hala...

Uzak yıldızları sevmişiz hep, uzak olmayı, uzakta kalmayı....

Eksik hissetmişiz kendimizi hayata... İşte bu yüzden , bu yüzden tamamlamayı becerememiş hikayelerimizi...Tamamlamayı becerememişiz cümlelerimizi....

Halbuki herkes kadar insanmışız işte...Ne eksik, ne fazla....

Herkes kadar işte...Herkes kadar...Halbuki...

Hal....Bu...Ki...

2 yorum:

Kaptanzade 8 Ekim 2008 02:27  

Hal bu ki... Zaman azıcık ne dendiğine kulak verme zamanı. Gelip geçen değil, sende konuk kalanı koruma zamanı. Laflarına sağlık kızçocuğu daha çok yol var karıncalara basmadan sekek seke gidilecek.

özlem demirçi 8 Ekim 2008 15:35  

yavaş yavaş gidilecek bir yol...sağol katkı ve yorum için...

diplerde

*Hayatın seni savurduğu yer, senin savrulmak istediğin yer olmayabilir. Dur ve bak; "buraya nasıl geldim"

*dünya batıyor iyi tutun, güneşle tek başına bırakacak seni.(haiku)


İzleyiciler

  © Blogger template Romantico by Ourblogtemplates.com 2008

Back to TOP