Korkmayın açık denizlerde sizi batıracak dalga yoktur. Sığ sulardır hep bir tekneyi alaşağı eden. Kaybolmaktır en kötüsü denizlerde, fenerlere güvenin. Buyrun deyin lafınızı, lafla yürüsün peynir gemileri bu kez.





Turuncu

>> 30 Ekim 2008 Perşembe

Hani bana ağladığım bir akşam dinlettiğin o parça varya. Niye diye sormamıştın bile. Dinle demiştin hayatın ritmini bulacaksın onda. Sonra susmuştun. Beni gözyaşlarım ve melodiyle başbaşa bırakmıştın.

Hayatın ritmini düşündüm.

Mutluluğun içinde hüzün, aldıklarının içinde kattıkları, ard arda gidenleri ve gelenleriyle, düşerken anlaşılan, yükselirken kanatan hayat.

Sevmekten yorgun düşmek..

Yarasını dağlamak için kor ateşlere attığımız yürek..

Bir bebeğin öpüşünde sondürdüğümüz yangın..

Yangınımızı söndürmek için sığındığımız bedenler..

Sıcağında barınamayıp kaçtığımız sevgiler, sevgililer..

Yanmalarımız.

Kabuslar beynimizi kemirirken ve yanlızlıktan öleceğimizi sanırken uzanan sıcacık bir dost eli.

En kırılgan anımızda acıdan öleceğimizi sanırken, sarılışıyla hayata döndüğümüz sevgili.

Maviliğin içinde yok olacağımızı sanırken beliriveren o turuncu yansımalar.

Hep orda olacaklar sanırken bir anda kaybettiklerimiz.

Sanmalarımız.

Yaşamın ritmi.. Hep bir yürek titremesiyle seyreden bir alçalıp bir yükselen ama bütünüyle güzel, böyle olduğu için güzel.

Solo gitarın melodileri odaya dolduğunda hissettiğim, dokunmaktan, öpmekten, sevişmekten öte bir şeydi. Elini uzattın yüreğime dokundun. Buradaydın. O kadar sendi ki. Nefesini hissettim.

Gözyaşlarım yanağımda kurudu. Defalarca dinledim. Hayır omzuna yaslanıp ağlamak istemedim. Yanında olmak da istemedim.

Zaman ve mekan yok olabilir mi?

Mesafeler bu kadar kısalabilir mi?

İnsan birini yanında hisseder mi bu kadar? Bu kadar bir olabilir mi?

Ve insan yanlızken yanlızlıktan bu kadar uzak olabilir mi?

Sadece bir şarkı bunu başarabilir mi?

Read more...

giderken

>> 17 Ekim 2008 Cuma


Yağmur yağdı bu sabah şehre
Yollar varamadı.
Hani güleç yüzlü bir gazeteci vardı
Beylerbeyi çıkışında.
Simitle su satıyor artık.
Her şey değişiyor…

Gülen yüzü niye değişmemiş?

Read more...

aç parantez kapa parantez

>> 15 Ekim 2008 Çarşamba


Bir gece vaktiydi zaman,
Othello’nun son çığlığıydı sayıklamaları.
Bildik bir tiradın ben ağızlarında
“O” üçüncü şahıs öznelerine bulandı.

Bir kız ağladı peşi sıra
Bir oğlan koca kara gözleriyle baktı
Anlamadı,
Bildi, gidilmeliydi.

Öylece bir gece vakti
Bir valiz hazırlığında tükendi
Tüm gelecek zaman
Tümüyle de geçmiş zaman

Bir ağızda tükürüldü
Ben sen ve biz olan
Alındı tene kim varsa yaralara yarayan.

Bir kedinin bokunu temizlemesi gibiydi
Apış aralarındaki zevkin yaralarını yalamak
Öylece geçti zaman
Bir gece vaktiydi

Yılların sadece sorgusuz sonucu
Kimliksiz telefonların
Aynalara aksiydi

İşte öyle çok da bildik bir öyküydü aslında
Bir zaman,
Bir hayal
Bir sevgi
Bir ( )

Read more...

KABUL


Konuktu baktığım yerde
Kanadını açmış öylece uçuyordu
Ben başka bir yere bakarken
O kalıp gitti…

Hayatımdaydı
Kanatlarındaki rüzgar
Ben deniz feneri ışığında arardım
Dönmelerimi.

Al vur şimdi çıkmaz yollara
Vur kendini bilmediğin limanların
Dipsiz kahır gecelerine.
Konuk et kendini bir tenin sıcağına
İnkâr et üşümelerini.

Sonra kal kendine
Bir ada edasıyla
Gelip giden gemilerin ardından
Bekle.

Konuktu oysa
Nefesim gibi
Benden gitmeye hazır
Kabul.

Read more...

KAPI-3

>> 8 Ekim 2008 Çarşamba

KABULLENME

“Daha geçen gün bir anneye rastlamıştım. Bir yıl dedi. Bir yıl dayanabildim. Baktım ki çıldırmak üzereyim çocuğumu anneme bırakıp işime geri döndüm. Benim kızım bakıma muhtaç bir özürlü. 11 yıl oldu. Çok küçük ilerlemeler oluyor, ama ben artık neyi hedeflediğimizi bile unuttum. Artık onun bu terapiler ve eğitimlerle acı çekmesini istemiyorum. Ben tedaviyi reddediyorum”. “Biraz daha deneseydiniz. Ama tabi yine de siz bilirsiniz. Umudunuzu yitirmeyin”. Merkez sorumlusunun yüzü allak bullak oldu.

“Umudumu yitirmiyorum, sadece olmayacak şeyleri umud etmekten vazgeçiyorum. Çocuğumun fizyoterepisti, eğitimcisi bakıcısı değil, onun sadece annesi olmak istiyorum artık. Ve inanın bu beni onun yürümesinden daha mutlu edecek. Kızımı da. Tedavilerle uğraşırken onunla nasıl yaşayacağımı unuttum. Anneliği unuttum. Ben uyum sağlamak istemiyorum artık. Dışarıdakiler bize uyum sağlasın”.

İçinde üzüntü, yüzünde rahatlamayla dışarı çıkmak üzere ayağa kalktı.

“Of Allahım 11 yıl oldu. Hala yürümüyor bu çocuk. İlla inat yapacak. Yürüyebiliyor terapide halbuki. Geçen sene arabamızı sattık onun yüzünden. Kocam da ne kadar anlayışsız. Nerdeyse boşanacağız. Bu merkeze yakın bir yere taşınalım dedim kıyametleri kopardı. Anlaşamıyoruz onunla”.

“Mert dik dur. Adım at. Hadi annecim adım at”. Mert gözlüklerinin üstünden etrafına bakındı, adım atmadı bekledi, bekledi. “İstemiyorum. Yürümek istemiyorum. Yorgunum”. “Mert beni sinir hastası ettin. Yürüsene oğlum. Okulun bahçesinde koşabilmek için önce yürümen gerekiyor. Yoksa top oynayamazsın”.

“Zaten tüp bebekti Mert. İkinciyi de yapamayız.Polis olmak istiyor babası gibi. Oğlum çok akıllı, okulda yaşıtları gibi nerdeyse, biraz tabi biz destek oluyoruz ama olsun. Yaşıtları gibi olabilir. Zaten onlardan pek de bir farkı yok ki. Bir yürüse. Az kaldı ama. Terapiye cevap veriyor. Çaresizim başka ne yapabilirim. Onun normal bir hayat sürebilmesi yapabileceğim başka bir şey yok. Ama ne kadar normal olacak kimse bana bunu söylemiyor.”

Kadının üzüntüsü o kadar derinleşmişti ki artık onu hissedemez olmuştu. Oysa baktığınızda hüznünün sadece yüzünü değil bütün vucudunu da kapladığını fark ederdiniz. İçeri girmek için çocuğuyla birlikte adım attı.

İki kadın kapıda karşılaştı. Hayatı ağır çekim yaşamayı çoktan öğrenmişlerdi. Kalabalığın ortasında kocaman iki yalnızlık, gülümseyerek birbirlerine yol verdi.

Read more...

diplerde

*Hayatın seni savurduğu yer, senin savrulmak istediğin yer olmayabilir. Dur ve bak; "buraya nasıl geldim"

*dünya batıyor iyi tutun, güneşle tek başına bırakacak seni.(haiku)


İzleyiciler

  © Blogger template Romantico by Ourblogtemplates.com 2008

Back to TOP