Korkmayın açık denizlerde sizi batıracak dalga yoktur. Sığ sulardır hep bir tekneyi alaşağı eden. Kaybolmaktır en kötüsü denizlerde, fenerlere güvenin. Buyrun deyin lafınızı, lafla yürüsün peynir gemileri bu kez.





Boşver

>> 5 Ağustos 2008 Salı

Rüzgar geceli çok oldu
Telaşsız beklemelerde bu gün.
Ertelemede hayatı yarına
Beklemelerde…

Özlem, gün doğumuna sarılmak ölesiye…

Nerede başlamıştı dün
Nerede biter bu gün.

Beklemek yanıbaşında hayatı
Geçip giderken
Beklemelere sarıp üstünü,
Üşüyüp uyandığında
Boşver yalnızlığa.

Zordur ertelemeler…

Amalara karmışsa tüm sevişlerin,
Yarına ne kalır dünden taşınan.

Boşver…

Beklemeleri sarıp üstüne
Üşüyüp uyandığında yarına,
Gün ışığına

Boşver…

Bak çığlık çığlığa doğmada bebe gün...

Haydi şimdi ses ver
Ne kalırdı soru eklerinden.
Uyanmada yeni bir zamana beden
Derin uykularından.
Yıl boyu çekip gitmelerde
Uyku tadında uzanışlardan
Ne kalır sorulardan
Ne önemlidir ki
Ölüşlerden dirilmişken
Nedir hayatına takılı kalan soru…

Ne mi,
Niçin mi,
Nasıl mı,

Kim mi?

Boşver…

Ölüşlerden dirilirken uyku sersemi aynadaki siluetin
Sorar kendine sorularını, sana çarpar
lavaboya düşüp suyla temizlenir akıp gider
Ne, niçin, nasıl, kim

Boşver…
Gün kapının ardında beklemede…

Read more...

Adam-Kadın ve Gün 9

>> 1 Ağustos 2008 Cuma

Perdenin arasından güneşin ilk ışıkları odaya hafif hafif süzülmeye başladığında yatağın sağ yanında yatan adamın yüz hatları yarı gölgede acı içinde gerilmişti. Işık hafifçe bu gergin ifadeye deydi. Sırtı sol yanına dönük, güne o denli savunmasızdı ki. Işık yatağın yükseltisinden kapalı gözlerine ulaştığında göz kapakları ışığın yoğunluğuna tahammül edemedi. Adamın göz kapakları hafifçe kıpraştı ve ilk ışıkla güne baktı.

- Ne olur bu olmuş olmasın.

Arkasındaki vücudun varlığını hissetmeye çalıştı, evet oradaydı. Dönmeye korktu. Ya “o” değilse.

- Saçmalama burası işte bu yatak, bu perde.

Usulca soluna döndü kadını gördü. Kadın, sırtı ona dönük elleri yanaklarında uyumasını sürdürüyordu. Kadının yüzüne baktı; kaşları gerilmiş alnında adeta birleşmişti.

- Kiminle savaşıyorsun gene?

Dün geceyi düşündü, bağıra çağıra geçirilen dün geceyi. Her şeyin bir anda silinip atıldığı, öfkenin denmezleri dedirttiği dün geceyi. Kadına baktı; “o”ydu işte o hep sevdiği içinde hep sen benim ziynetimsin dediği. “O” . İşte buradaydı yatağın hemen solunda elleri yanaklarının altında dizleri karnına çekilmiş ana karnında yatakta öylece uyuyordu.

- Sen bir mucizesin kadın bunu bil.

Usulca sokuldu kadına, boynundan kokusunu içine çekti. Bu kokuyu bir daha koklayamama endişesinin açlığıyla. Koku içine doldu; kadın hafifçe kımıldadı. Korktu uyanmasından, bu ân bitmemeliydi, “o” uyumaya devam etmeliydi. Kadının yüzüne baktı;

- Allahım, ben ne şanslıyım o var işte…

Kadının yüzüne bakmaya doyamıyordu, o hep bildiği, o hep gördüğü yüze bakmaya doyamıyordu. Öyle masum, öyle savunmasız öylece uyuyordu. Kaşları çatık…
Usulca bir kez daha korkarak yaklaştı kadının çıplak omzuna, dudaklarını yaklaştırdı. Teninin sıcaklığı dudaklarına ulaştı, karşı koyamadı ve dudakları kadının teniyle buluştu. Kadın hafifçe gerindi uyumasını sürdürdü. Bundan cesaret alarak bedenini kadının bedenine yaklaştırdı. Sağ eliyle saçlarını okşadı. Usulca saçlarını alıp bir kez daha kokuyu içine çekti. Elini saçlarından kadının şakağına doğru yönlendirdi ve saçlarıyla şakağının bitiştiği noktaya dokundu. Parmak uçlarında tüm bir hayatının aktığına şahit olduğunda dayanamadı ve kadına sarıldı.
Kadın bu sarılışla uyandı ve adamın kolunu göğüslerinin altına çekti.

- Neden?

Adam bu soruyla kollarını kadına daha da sardı. Sustu

- Neden?
- Bu yolun bizim yolumuz olmadığını, bir yalan olduğunu bilememişim.
- Bana bir masal anlatır mısın?
Adam, kollarını iyice kadına sardı. Kadın bedenini adama iyice yasladı.
- Bir gece, tüm kentin ışıkları söndüğünde bir adam ve bir kadın bir birlerine bakıp, sadece o karanlıkta sen iyi ki varsın demişler. Adam ve kadının bedenleri karanlıkta seçilmezken sadece birbirlerinin gözlerini görmüşler. O gözlerde aslında gittikleri yolların yalan, sevgilerinin ise gerçek olduğunu anlamışlar.

- Selim

- Masal anlatıyordum.

- Biliyorum, seni seviyorum,

- Selin,

- Masalı dinliyorum.

- Seni seviyorum.


Selin, Selim in elini dudaklarına götürüp up uzun öptü. Onu hep seven eller olduğunu biliyordu. Bu eller yıllarını verdiği adamın elleriydi ve bu ellerin onu seveceğini bir kez daha anladı. Gece bitmiş gün yeni bir hayata başlamıştı. Tüm bir gece boyunca yaşadıkları kabusla öğrendikleri; kaybettikleri üç harf onlarındı.

vgi.

Read more...

Adam-Kadın ve Gece 8

“O aradı Selim”…
Kafasında yankılanıyordu bu cümle, “o “ aramıştı. Peki ne yapıyorum, neyi koymaya çalışıyorum ki. Bildiğimi bilmekle. “O” aradı işte ve ben yokum ki. Ne ki duymaya hep alıştığım aslında sen dur sen yapamadığımsın iştenin ötesine geçemeyen.

“ “O” aradı Selim…”

Telefon elinde öylece duruyordu, içinde o bildiği ve hiç de yabancısı olamadığı duygunun palazlanmaya başladığını hissetti. Nefes alışı değişmişti, iyi tanıyordu bu halini ve gene geliyordu. Uzun süredir bastırdığı, ehilleştirdiğini sandığını.

- Nefes almalıyım, sıkı nefes al Selim durma…
- Dur durmalısın sakın ha…
- Nefes al burnundan nefes al ve ciğerlerinden boşalt…
- Öfke olmayacak Selim, öfkeye yer yok senin hayatında artık….
- YETER…

Kafasından boşalan terle ve iki eliyle kafasını hızlı hızlı kaşırken kafa derisinin acısıyla kendine geldi. Ne kadardır bu halde olduğunu düşündü. Bilemedi.

- Bunu biliyordun, bunun böyle olacağını biliyordun. Salak kafalı…
- …
- Daha öncede bildiğini yaşayıp bir ufacık umuda yıllarını vermedin mi?
- Verdim…

Yere uzandı, tüm vücudunun yerle temas etmesini sağlayarak sakinleşmeye çalıştı.
- Ben ne yaptım yahu gene. Bir sınır vardı önümde ve ben gene bu sınırı, sınırın ötesini biliyordum. Girmek zorunda mıydım ki?

Yerde öylece tavana dikti gözlerini tüm vücudunun ağırlığını zemine yayıp zeminle bir olmayı hissetti. Beynindeki zigzaglar durdu o anda. Kendini tebrik etti, eyleme döndürmeden durdurmuştu en garabet yanını. Öfkesini susturmayı başarmıştı.

- Aferin sana, cam çerçeve yerinde duruyor ve telefonda tek parça.

Yerden kalktı, koltuğa oturdu kadehine uzanıp büyücek bir yudum aldı, rakısını rakıya olan saygısını yok sayarak direkt midesine indirdi. Şölen değildi rakısı o anda, sadece alkolle bir alış verişti hepsi bu. Telefona uzanıp numaraları cevirdi.

- Alo.
- Hı
- Halit, hı değil de be adam bir kere.
- Bu saatte sadece hı denir
- Müsait misin
- Değilim
- Olsan şaşardım
- Ne var be oğlum
- Yok bir şey, yarın buluşalım mı?
- Olur, iyi misin sen
- İyidir ekme yarın beni.
- Ebeni eksinler senin, ekmem söz
- Bilirim ben senin sözlerini.
- Git işine yarın konuşalım haydin.

Telefonu kapattığında aklında Selin den tek bir şey olmadığını fark etti. Beni üzemezsin sen, demişti ona. Bunu daha kimlere dediğini düşündü. Peki ne yaşamıştı, neydi bu onu gene öfkesiyle karşılaştıran.

- Sektiğim yerlere düşmanlığım benim ne zaman bitecek yahu…

Sakladığı ve ret ettiği karşısına dikilmişti gene. Selin, o çok sevdiği o çok istediği bile bunun ötesine geçemiyordu. Oynadığı oyun her yenilgisinde karşısına çıkıveriyordu.

- Gittiğim yol, gitmek istediğim yol değil. Yalan söylemeye gerek yok.

Read more...

Adam-Kadın ve Gece 7

Telefonun ekranına baktığında, “o”nun adını okudu. İçindeki hasretin yüzüne vuran ateşi ile bir anda ne yapacağını şaşırdı. İşte “o” arıyordu…
Eli titreyerek yes tuşuna dokundu, ne diyebilirdi içinde kocaman gel diyen bir ses vardı sustu sadece;
- Selin,
- Efendim
- Nasılsın.
- İyim.
- Sesini duymak geldi içimden bir an ve aradım umarım rahatsız etmemişimdir
- Yo, Özlem var bende, onla laflıyorduk.
- Selam söyle ona
- Olur
- Haydi iyi geceler size.
-
Sessizliğe büründü gene ortalık. Selin elinde telefon boş gözlerle Özlem’e baktı. Ne olmuştu şimdi, tüm taşlar yerine otururken bu aramanın ne anlamı vardı ki. Her gün biraz daha ondan uzağa giderken, her gün yalnızlığının keyfine varırken, her gün onla olan çözümsüzlüklerini çözerken niye şimdi ve niye bu gece aramıştı ki. Ve gene istediği gibi girip hayatına, istediği gibi çıkmıştı hayatından, şımarık bir çocuk gibi…

- Al işte kırk kere dersen olurmuş, boyun uzadı mı şimdi,
- Özlem, niye dokunmayı istediğinde dokunup gidiyor ve ben niye buna izin veriyorum ki. Al işte bak “sesimi duymak istemiş”, peki nerede şimdi ha, kimbilir az sonra kimin yatağına girecek. Bense bir sesle kalakalacağım bir daha arayana kadar.
- Neden hep bizi üzenlere bu saçma sapan takıntımız, üzülmek mi aşk,
- Bilemiyorum inan bilmiyorum, ama onun bu gelip bir dokunup gitmesi ve benim onu bekleyişim sürüyor.
- Kızım sen hala anlayamadın mı, o hiç sorumlu olmayı yeğlemedi ki, o hep kendini yaşadı sense onu hep bekledin o ise beklenmeyi sevdi. Egosuna iyi geliyordu bu zira.

Telefonun sesiyle iki kadın bir kez daha birbirlerine baktılar, Selin telefona uzandı içinden “o” arıyor gene işte sevinci yükseldi, bu sevinci içinde ikinci bir ses karşıladı “o” bizim hayatımızda olmamalı.
Telefonda Selim’in adını okuyunca rahatladı ama içinde kabahat işlemiş bir kızın mahcubiyeti dalgalandı. Ne demeliydi Selim’e…

- Alo.
- Müsait misin?
- Evet, nerelerdesin sen?
- Buralardayım
- İyi misin sen?
- İyim yahu, ne yapıyorsun bakayım diye aradımdı.
- İş güç işte bildiğin gibi.
- Öylesine aradım ben de.
- Arkadaşımla dedikodu yapıyorduk bizde.
- Aman ne hoş haydi devam size, iyi geceler olsun.
- İyi geceler.

Telefon kapandığında Selin gene boş gözlerle Özlem’e baktı. Telefon gene çaldığında şuursuzca yes tuşuna dokundu. Selim in sesini bir an daha duymak hoşuna gitmişti.

- Alooo
- Efendim,
- Ben seni seviyorum, biliyor musun sen çok fazlasın…

Selin duydukları karşısında duraladı. Niye her şey böyle üst üste olmak zorunda ki, zamanın tüm ânları tükendi mi ki bu gece ve birkaç dakikada dengelerine bu hücumları yaşıyordu.

- Selim,
- Biliyorum sınırı aştım, ama bu böyle.
- Selim, az önce “o” aradı…
- …
Telefonu kapattı ve ağlamaya başladı. Hıçkırıklarını tutamıyor içinden yeter artık diye haykırmak geliyordu hıçkırıklarının arasından kekeleyerek sadecetek bir kelime döküldü geceye;

- Neden…?

Read more...

Adam-Kadın ve Gece 6

Köşedeki çiçekçiye baktı, çiçeklerin hepsi günün sıcağında boyunlarını bükmüştü gene. Almaya kıyamadı bu boynu büküklüğü. Çiçekler almalıydı oysa. Çiçekler, yıllarca alınmamış çiçekleri kendine almalıydı. Çingene kadının “ablaaa değişine bakmadan yürüdü evinin yoluna. Market torbalarının ağırlığını avuçlarında hissetti. Yemek yapacaktı bu gece ve üstüne üstlük keyifli bir yemek olmalıydı bu, arkadaşı gelecekti. İki eli dolu olunca niye hep burnu kaşınıyordu ki, en umarsız anlarda bunu yapardı burnu.
Kapısını açtı, gene sessizliği kontrol etti. Poşetleri mutfağa bırakıp, yatak odasına gidip soyundu. Aynı hızla mutfağa girip poşettekileri dolaba yerleştirdi. Bu işlem bittiğinde kafasında kurguladığı menüyü hazırlamak için nereden başlayacağını kurguladı.
- Yahu Özlem geliyor ya, ne ki yani. Makarna yapsam şöyle soslu yetmez mi. Yetmeeeez . Ben birilerine yemek yapmayı seviyorum ya. Haydi…
Kapının zili çaldığında gecen zamanı hatırlamıyordu. Koşarak kapıyı açtı. Özlem elinde bir şişe şarapla kapıdaydı.
- Hoşgeldin Külkedisi,
- İyi akşamlar Pamukprenses
- Duydum ki elma yerine ayva vermişler size.
- Aaa kim dedi…
- Salak şıllık dur geri de gireyim.
- Bak kalbimi kırdın gene
- Hadi oradan…
Özlem içeri girdiğinde mutfaktan gelen kokularla duraksadı;
- Domestik karı neler yaptın gene duramayıp ha.
- Aman be öyle bir şeyler işte abartma
Özlem, tirbuşonla şarabı açmaya çalışırken ;
- Yahu şu erkeklerin en çok nesini seviyorum biliyor musun?
- Nesini?
- Açmalarını
- Nasıl yani
- Bak şimdi, şu şarabı açmaya ve ya sütyenimin kopçasını açmaya hiç uğraşmak zorunda kalmazdım burada bir erkek olsaydı.
- Sen azdın kızım, azdın.
- Ama doğru.
- Of git ya işine.
- Ah benim rahibe Teresa’m
İki kadın ellerinde tabaklar masayı yerleştirip, arada bunu nasıl yaptın kız bak böyle yapıyorum daha kolay oluyor gevezeliklerinden sonra. Masaya oturdular.
Selin, Özlem e bakıp;
– Söyle bakalım gene ne oldu, aramadı değil mi.
– Evet aramadı ve aramıyor da.
– Eee
– Kızım, ben bu erkekleri anlamıyorum al sana aşk işte diyorsun, onlar ucundan azıcık deyip kaçıyorlar.
– Erkekler korkakdır anlamadın mı daha
– Yahu ne yaptık ki korkutacak
– E seviştin onla değil mi, e şimdi ya dahasını istersen.
– Dahası ne yahu bedenimi açan benim be
– E işte
– Ya bu vermek lafını kim çıkarttıysa valla en azılı bir düzine adam bulacağım neyse vereceğim parasını ve bir güzel düzdüreceğim.
– Oh yarasın ben de ortak olurum paraya.
– Sen de hele, hala yok değil mi ortalarda.
– Yok ve yok olmayı da sürdürecek.
– Sen, salaksa hala onu bekle.
– Seviyorum ben onu ve bundan ona ne.
– Hah Selim, geldi hoş geldi. Sahi o ne yapıyor.
– İyi arada bir uğruyor, havadan sudan konuşup gidiyor.
– Selim gibi adamlar valla her eve lazım, alıp köşede tutacaksın onları.
– Selim fazla bir adam
– Ya siz niye Selim le olamıyorsunuz yahu
– Olamayız
– Niyeymiş
– Biz arkadaşız, dostuz onla. Bizim çizgimiz bu.
– Yahu adamın bakışında seni seviyorum var sana karşı be, kimi kandırıyorsun.
– Yok be, bakmaz o öyle…
– Ha tabi,
– Hem o benim gerçekten kime aşık olduğumu biliyor.
– Selim işte, tipik Selim her boka maydanoz. Kendi için istemeyen, istemeyi bilmeyen.
– Selim dost Özlem ve böyle de kalmalı. Dahası yok.
– Ne yani hiç mi istemiyorsun Selim le sevgili olmayı yalancı.
– …
– Yahu, sen de ona yakınsın bunu niye saklıyorsun ki kendinden.
– Evet ama ben hala o nu seviyorum ve içim hala onla dolu.
– İyi madem
Selin, "o"nu düşündü. Ne çok şey yaşanmıştı "o"nla. Ne çok yıl ve ne çok telaş, ne çok birlikte anı ve ne çok birlikte bir yığın yılgınlık. Ve "o" bir gün kapıyı kapatıp öylece gitmişti. Oysa hep sen beni bir gün terk edeceksin bunu biliyorum derken "o", kapıyı kapatıp gitmişti. Öylece bıkmışlardı birbirlerinden ve "o" gitmişti.
- Ne düşünüyorsun gene arpacı kumrusu.
- Hiç, nasıl buralara sürüklendiğimizi düşünüyorum.
- Basit, zamansız yediverdik.
- İlk soğuktada da döküldük mü yani. Hadi oradan benim verdiğim mücadeleyi unutma.
- Hah sanki o vermedi.
- Evet ama o an göremiyordum ki. Öyle boğmuştu ki beni.
- Ya şimdi
- Evet o da haklı. İşte o yüzden onu özlüyorum ya.
- Ne garip, kaybettiklerimizin ardından ağlıyoruz ve buna da aşk diyoruz.
- Hey Selim leştin sen de. Ya iki gündür onu aramayı istiyorum ama elim bir türlü telefona gitmiyor.
- Niye,
- Sanki ararsam onu demek istediklerine yol açarmışım gibi geliyor ve derse hayır diyemezmişim gibi geliyor. Ama hayır demeliyim. Onu buna alet edemem. Zira ben Selim'i seviyorum o hayatımda hep olmalı. Ama "o" var ve ben daha bunu çözmedim.
İki kadın up uzun sustular. Telefonun çalması ile her ikisi de daldıkları yerlerden irkildiler. Selin aklına gelen dizelerle telefona uzandı.

Durup dururken hiç bitmeyecekmiş gibi bağlanıyorum başladığım güne,
Ve her seferinde sen çıkıyorsun suyun yüzüne...(Nazım Hikmet)

Read more...

diplerde

*Hayatın seni savurduğu yer, senin savrulmak istediğin yer olmayabilir. Dur ve bak; "buraya nasıl geldim"

*dünya batıyor iyi tutun, güneşle tek başına bırakacak seni.(haiku)


İzleyiciler

  © Blogger template Romantico by Ourblogtemplates.com 2008

Back to TOP