Korkmayın açık denizlerde sizi batıracak dalga yoktur. Sığ sulardır hep bir tekneyi alaşağı eden. Kaybolmaktır en kötüsü denizlerde, fenerlere güvenin. Buyrun deyin lafınızı, lafla yürüsün peynir gemileri bu kez.





Alışamadı

>> 11 Ağustos 2008 Pazartesi

Alışılamadı bir an önce sensizliğe.
Alışamadı ki
Lafların
Akıcı o hep de akılcı seslerine…

“artık yeter anla olmuyor işte”

Midem niye kasılıyor
Sen dendiğinde hala…

Bilemedim;

Alışırım belki çok zor gelse bile.
Nedir ki nefes alırken hâlâ,
Sen varsın, olmayışın.

Öyle işte;

Alışamadımlar
Sana ne, diye haykırıyor.

Sen yoksun…

Varsın olma benle
Seni sevdim bir kere
Olamamışım ne ki,
Alışamamışım kime ne.

Read more...

İlk pişmanlık

>> 9 Ağustos 2008 Cumartesi

Pastasındaki mumlarına dilek ettiği
Yaz umuduydu.

Duyduğu,
Yanaklarında
İki küçük damla…

Pişman oldu
Dileğini söylediğine.

Read more...

Zaman üstünü almıştı tüm bedellerin

>> 8 Ağustos 2008 Cuma

Zaman üstünü almıştı tüm bedellerin.
Sana kalmıştı aslında gittiğim yerin
Dön be demesi.
Bedenim tutsaktı durduğum yere
Ruhum sana aç.

Kokunla,
Bazen dönüp bakardım sen misin diye
Ellerim cebimde yollarda.
Kızardım sonra kendime
Sen değilken beni bana koymayan.

Üstü kalsın değil ki yahu şu hayatın
Varsın kıyısında olmayışın.

"kıyı, kıyı olalı,
denizi arar durmadı mı,
deniz kıyıya varmayı."

Anladığımdı kendime söylemekten erindiğim...
Dağa küstü başındaki bulut.
Dağ başına gelenden
Bulut, takılı vermekten.
Dağ, vaz geçemediğinden.
Zaman sana kaldı
ya gel demeyi
ya git demeyi
Bilmeyi.

Read more...

Siluet-8

Gecenin dördünde çıkan fırtına ile uyandım. Yatarken yıldızlar vardı gökyüzünde şehrin ışıklarına inat bir kaçı direniyordu ışıkları ile. Ben, siluetim ve hesapsızca peşimizde sürüklenen gölgemiz. Yatağımızın kenarına oturduğumuzda derin bir uyku bekliyor sanıyorduk, aldandık…
Poyarazın sesiyle uyanıp adalara doğru baktığımda sipsiyah bir gökyüzünün sert esen poyrazla ağlamaya yüz tuttuğunu gördüm. Sokağın hemen köşesinde duruyordu onu o an fark ettim. Sabah saat dört ve deli esen poyraza, yağmura az kalmış bir şehrin karanlığında sadece yalnızlıktı. Fısıltılarını duydum, öylesine bağırıyordu ki, üçümüz birbirimize baktık. Siluetim cesaretini topladı ancak o dinleyebilirdi, zira içimizdeki hep en cesur oydu…
- Bilemiyorum, daha ne kadar böyle durabileceğimi. Ne zamandır içim böylesine ısınmadı bunu çok iyi biliyorum. Tam orada durduğunu görüyorum. Bir adım hepsi hepsi bir tek adım sana doğru.
Koşar adım uzaklaştım gene, tam oradaydın, tam yanında duruyordu sana olanlarım. Sokağın karanlığında adımlarımı sıklaştırıp köşeye vardım. Durdum. Nereye peki ve niçin uzaklaştım ki ve niçin demeleri mi tam orada yanı başına sesiz bırakıp bu köşe başındayım ki.
Hemen öteden başka bir fısıltı daha belirdi, ama apartmanların tek tük yanan lambalarından hangisinden geldiği belli olmayan bir kadın sesiydi bu…
- Bilemiyorum, daha ne kadar böyle durabileceğimi. Ne zamandır içim böylesi ısınmadı bunu çok iyi biliyorum. Tam orada durduğunu görüyorum. Bir adım hepsi bir tek adım bana doğru.
Sarılır mısın bana demek istiyorum oysa sana. Tam kapıdan çıkarken sarılır mısın, bana demek istiyorum sana, yüzüne bakıp. Duruyorum. Sesiz telaşına yalnızlığına dokunmaktan korkuyorum. Merdivenlerde adımlarını dinliyorum koşar gibi sokağa çıkışını duyuyorum niye korkuyorsun ki benden. Hemen yanıma bıraktığını duyamıyorum ki.
******
- Bana sadece sarılır. Ne öp beni ne de okşa usul usul. Yalnızca sarıl. Kokun ve nefesin olsun yalnızca. Burada oluşunu hissedeyim. Bırak tenimin ne istediğini, teninin istediğini düşünmeyeyim. Sadece yalnızca sarıl bana ve bana sarılmayı iste.
Beni dinle, işte bak kollarının arasındayım sırtım göğsüne yaslı. Bak sana tatlı bir masal anlatıyorum tüm kadınlığımla. Bu masalla uyuyacağım senle, yalnız değilim, sen varsın ve ben senin için de fısıldıyorum kelimelerimi. Kollarında şefkat var bak görüyor musun, bu beni dinlendiriyor. Sana sokulmamda, kendini güçlü hissettiğini hissediyorum. Ama yanılıyorsun ben senin gücünü değil şefkatini içime alıyorum.
- Sana sadece sarılıyorum. Nefesim ensendeki incecik tüylerin üzerinde. Kokunu çekiyorum uzun uzun içime. Bazen kolumdaki tüylere deyiyor nefesin sıcacık. Tenine ulaşmak istiyorum bir yandan, sarılmak bitmeden çıplak tenine. Sırtını çıplak göğsümde çıplak istiyorum. Çıplaklığında usulca durmak istiyorum. Tenini düşünüyorum. Ne dediğini duyamıyorum zaten çok da önemli değil ki ne dediğin ninni gibi sesin. Kollarım göğüslerinin altında birleşmiş seni içimde tutuyorum güçlüyüm hem de çok güçlüyüm kollarımla seni sarıyorum. Bana yaslanmış olmanı seviyorum bu mahsun sessizliğini ve teslimiyetini içime alıyorum.
*******
Gece, sessizliğine kavuştu hemen yağmurun ilk damlarından önce. Denmemiş fısıltılarda tüm vazgeçip gittiklerimiz. Kocaman yalnızlıklarımız, hüzünlü… Yalnızlıkları kokluyoruz, yalnızlıkları önemsiyor baştan çıkarıyoruz. Yalnızlığımızın şansımız olduğunu bilmeden. Sessizliğimizden korkuyoruz. Daha çok kimsesizliğimizden, kendimizden. Korkuyoruz işte birine sarılıvermelerdeki düşlerden ve düşlerin kendi iç demelerinden. Ne çok isteyip ne çok istediklerimizden bir çırpıda kaçıveriyoruz.
Gece, sessiz. Denmelere karan bir kadın ve adamın kendi iç seslerini duyuyorum. Bunları demek için tutunuşlarına bakıyorum. Daha özneleri yok cümlelerinin. Birinci tekil hitaplarda isimsiz. Gitmemelerdeki gidişi, sarılmalardaki tutkuyu. Daha nice yaşanmamışlıklarda olduğu gibi. Ama yarın var nasılsa değil mi, ne saçma, ya yoksa.
Not: Bu yazı “Yalnız kadınlar” isimli Ahmet ALTAN köşe yazısının tartışılmasıyla ortaya çıktı tavsiye ederim okuyun.

http://hurarsiv.hurriyet.com.tr/goster/haber.aspx?id=4064287&yazarid=150

Read more...

Siluet-9

Caddebostan sahilde ayakları denizin içinde, ufacık bir kumsal, sağ önünde kıçtan kara mendireğe bağlı irili ufaklı tekne. Gün batışına doğru çevirdiği pedalların yorgunu adam, denizin ufacık kumsalına değişini seyrederken.

- Sana çok kızgınım.
- Niye,
- Unutun beni…

Siluetinin karşısında kırgın bir ifade ile durmasına anlam veremedi adam önce. Bunca zamandır sanki ayrılarmış gibi neydi ki bu afra tafra şimdi. Hayallerine dalmış olmasının bedelinden kime neydi ki. Bu silueti olsa da. Hesapsızlığını çok önce koymamış mıydı ki o. Birasından kocaman yudum aldı, ayaklarının denizin serinliğinde gevşediğini hissetti. Gün arkasında gece evine doğru yol alırken yan masada oturan kadın ve erkeğin yanına doğru siluetinin seyir ettiğini fark etti.

- Ya gel şuraya yahu
- Niye
- Usanmadın mı milleti dinlemeye
- Sen usanmadın mı seyretmeye
- Ben görmeyi seviyorum
- Pis yalancı
- Hayda niye
- Yaşamaktan kaçmak desene şuna.
- Bana bak ertelemede anlaşırım senle, kaçmak hayır
- Ertelemek, zamanın kaldı mı sanıyorsun ertelemeye.
- Tabii
- Hadi oradan ya, bir dur yahu bunu duymalıyım bak.

Gölgesinin bir teknenin altında usulca teknenin karinasını okşadığını görünce, teknenin denize olan şefkatini, denizin tekneye usulca dokunduğunu fark etti. Ne çoksunuz siz, ne çok barındırıyorsunuz kesiştiğiniz noktada. Uzlaşma bu olsa gerek, kabullenmek.

Yan masadaki adamın bakışı denizden kadına döndü, usulca kadına baktı onu anlamak, onu dinlemek için kendini hazırladı. Kadın bakışlarını en uzak noktaya dikmiş tüm fark edişlerinin ne denli saçma, tüm kurguladıklarının onun dışında şekillendiğinin umutsuzluğunda konuk ettiğinde konuk edilmemenin yılgınlığı ile;

- Neden ben kendim için istediğimde olmuyor?
- İstemek yerine önerdiğin için olmasın.
- Sen niye böyle her şeyi mantık içinde çözüyorsun?
- Ben durmayı öğrendim, durmak ve insanlara yaşamaları için alan vermeli, önermek onları şekillendirmektir. Peki bu hakkı kim bize veriyor.

Silueti adamın yanına geldi ve;

- Duydun mu
- Evet sayende.
- Kim sana bu hakkı verdi peki?
- Koyduklarına karşılık istemek suç mu?

Kadın adama dönüp gözlerini adamın gözlerine dikerek, adamın gözlerinde adamın ne kadar onu anlamaya çalıştığını çıkarmaya çalıştı. Evet onu anlıyordu ama öte yandan kendi önermelerini de koyuyordu adam, bu önermelerinse ne kadar sahipsiz ve genel olduğunu gördü. Rahatladı çünkü adam talepsizdi. Kadın konuşmasını sürdürdü;

- Ben aşıktım ona, aşkımı yaşamak istedim hepsi bu.
- Kendince talep ettin aşkı, kendince biçimlendirdin ve bu aşkın tanımı ise ona zor geldi, unutma aşk sorumluluktur. Bitecek nasıl olsa diye değildir aşk. Sense bitmeyecek bir aşkı öngördün ve yaşadın ve de yaşanmasını istedin.
- Nasıl ya, illa bitmeli mi?
- Evet, o zaman aşk acır ve acı ise en fark edilen duygudur. Bu acı ise kendini fark etmene götürür. Bu bazen şiir olur bazen, bir resim, bazense sadece hüzün.
- Aşk, acı mı yani.
- Bu çok basit olurdu, elbette değil.
- Tutunamıyorum, onu istiyorum ama onu hayatımdan silmeliyim. Beni eziyor onun gelmeyişi.
- Senin kurduğun bir oyun bu, rolleri sen dağıttın ama o bu rolü kabullenmedi. Belki bu gün bu böyle ama yarını bilemezsin. Önce dur ve kendine bak, kendini koy ortaya ve kendi durduğun alana bak. Kendinle ol, kendini yaşa. İstemeden sevmeyi, önermeden yaşamayı dene. Bırak hayat kendi kanalında aksın.
- Sıkıldım artık sıkıldım. Üşüyorum.

Silueti adamın yanına geldiğinde adamın yüzüne baktı ve ikisi de sesiz kalmayı seçtiler. Dönmeli zamanlara olan açlıkları ikisinin de yüzlerindeydi. Adamın aklına bir şarkının dizesi takıldı;

Gittiğinde yazdı kaç bahar geçti
Şunun şurasında
Şimdi aşkımız bir annenin
Çocuğa duasında. *


* Yaşar

Read more...

diplerde

*Hayatın seni savurduğu yer, senin savrulmak istediğin yer olmayabilir. Dur ve bak; "buraya nasıl geldim"

*dünya batıyor iyi tutun, güneşle tek başına bırakacak seni.(haiku)


İzleyiciler

  © Blogger template Romantico by Ourblogtemplates.com 2008

Back to TOP